Ne oldu?
Anasayfa » Genel » Film Yazısı: Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi (2017)

Film Yazısı: Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi (2017)

Geçtiğimiz haftadan beri The Last Jedi ile ilgili bir şeyler yazmak istiyordum ancak yazdıklarımdan tatmin olmayıp siliyordum. Neden? Çünkü film taş çatlasa 1 haftalık bir zaman dilimini kapsasa da içerik olarak çok yoğun ve hikâyeden çok karakter ağırlıklı. Bu da inceleme yapmayı bir nebze zorlaştırıyor. Ayrıca yazmaya başladığımda sağda solda okuduğum eleştirilere ve kafalarda oluşan soru işaretlerine elimden geldiğince cevap vermek istediğimi fark ettim. Eh! Bu unsurları da hakkıyla tek bir yazı altında toplamak bir hayli zormuş. Önceki denemelerimde gördüm.

Peki şimdi nasıl toparlayacağım? En basit yöntemle. Yazıyı bölümlere ayırarak. Eh! Hadi başlayalım o zaman.

Konu

Dedim ya, film konudan çok karakter ağırlıklı. Filmin ana konusu 2 maddede özetlenebilir:

1- The Force Awakens’ta Yeni Cumhuriyet’in merkezi olan Hosnian sisteminin yok edilmesinden sonra tüm galakside tek umut olarak direniş kalmıştır. Ancak direniş’in gizli merkezi, First Order tarafından bulunmuştur. Bu yüzden direniş, tüm ordusunu ve komuta zincirini başka bir yere taşımak zorundadır. Bu sırada ışık hızına çıkarak kaçtıklarında First Order’ın kendilerini takip edebildiğini fark ederler. Sayıları giderek azalan direniş askerleri ve komutanları, Direniş’in ve dolayısıyla umudun tamamen yok olmaması adına başta Supreme Leader Snoke’un gemisi Supremacy olmak üzere, hemen peşlerindeki First Order ordusundan kaçmak zorunda kalır. Bir yandan kendilerine umut olacağını düşündükleri Jedi ustası Luke Skywalker’ın geri dönmesini beklerken bir yandan da yakıt sıkıntısı çekmektedirler.

2-  Uzun süredir kayıp olan efsanevi Jedi ustası Luke Skywalker’ın yerini bulan Direniş, Rey’i, hem jedi eğitimine başlaması hem de Luke’u geri getirebilmesi için Ahch-To gezegenine göndermiştir. fakat Luke Skywalker, Rey’in umduğu gibi biri çıkmayacak; hem Rey’i eğitmeyi hem de geri dönmeyi reddedecektir. Bu sırada Rey, Kylo Ren ile bağlantısını keşfedecek ve Kylo’nun içinde hâlâ iyilik olduğunu sezerek onu güç’ün aydınlık tarafına geri döndürebilmek için çaba sarf edecektir.

Karakterler

Burada film içerisinde önemli ve önemli sayılabilecek rolleri olan karakterleri ve film içerisinde nasıl gelişim gösterdiklerini yazacağım. Örneğin, önemli gibi görünmesine rağmen çok da bir etkinliği olmayan Rose Tico gibi bir karakterin üzerinde durmayacağım.

Finn: Nam-ı diğer fn-2187. Her ne kadar bu filmde anlatılan hikayesini pek sevmesem de iki filmdir gösterdiği karakter gelişimi beni en çok tatmin eden kişi Finn oldu. Geçen filmde ne olmuştu? Temizlikçi Stormtrooper’ımız fn-2187, ilk operasyonundan sonra bu işler bana göre değil diyerek kaçmış, kaçmasına yardımcı olan Poe Dameron tarafından Finn adını almıştı. Ardından Jakku’da Rey ile karşılaşmış ve onun peşinden Direniş’in bir parçası olmuştu. en azından biz öyle olduğunu sanıyorduk. Oysa ki Finn hiçbir zaman direniş’in bir parçası olmadı. İstediği iki şey vardı. Birincisi First Order’dan uzakta ve güvende olmak. İkincisi de muhtemelen platonik aşkı olan Rey’in başına kötü bir şey gelmesine engel olmak.

İşte tam da bu yüzden Finn’i, sayıları çok çok azalan ve yok olmaya yüz tutan Direniş’ten kaçmaya çalışırken bulduk. Kaçarken yanına General Leia Organa’nın (ve Direniş’in) konumunu Rey’e gönderen cihazı da aldı ki Rey geri döndüğünde First Order tarafından yok edileceğine inandığı direniş yerine güvende olacağını düşündüğü kendisine gelsin.

Finn kaçamadı.

Biraz zoraki biraz da Rose’un gazlamasıyla da olsa Canto Bight’ta bulunan usta kod çözücüyü bularak Direniş’in First Order’dan kaçması şeklinde yapılan plana yardımcı olmak zorunda kaldı. Ancak bu plan da işe yaramadı. Plan işe yaramadığı gibi daha pek çok kişinin ölümüne sebep oldu. İşte bu ölümler Finn’in karakterinin şekillenmesinde büyük rol oynadı ve sonunda kendisini Direniş’in kurtulabilmesi için feda etme seviyesine kadar getirdi. Rose bıraksa Finn ölmüş olacaktı (ki ölse bence çok daha etkileyici bir final olabilirdi).

Leia Organa Solo: Eski Prensesimiz, yeni Generalimiz pek sevgili Leia’mız. Ne yazık ki kendisini canlandıran oyuncu Carrie Fisher öldüğü için bu filme girerken herkesin içinin biraz buruk olmasını sağlayan karakter. Öleceği senaristlerin içine mi doğmuş bilmiyorum ancak Leia bu filmde Direniş’in kurtulmasını garanti almanın yanında bir de kendisinden sonra gelecek olan lideri belirleme peşinde. Aklındaki isim elbette Poe Dameron. Ancak Poe’nun başına buyruk hareketleri yüzünden Direniş’in tüm bombardıman araçları yok olunca ve üstüne pek çok askeri de ölünce lider yapmak bir yana, Poe’nun rütbesini düşürüyor.

Direnişin yükünün büyük bir çoğunluğunu omuzlarında taşımakta olan Leia, bir yandan da oğlu Ben Solo’nun kendilerini yok etmek isteyen First Order’ın en yüksek 2. rütbeli kişisi olması ve karanlık tarafa düşmesinin ağırlığı altında eziliyor. Diğer yandan kardeşi Luke Skywalker’ın geri dönerek bir kez daha Direniş’in umudu olmasını bekliyor.

Ancak elbette işler Leia’nın umduğu gibi gitmiyor. Rey ve Luke bir türlü geri dönmek bilmiyorlar. Üstelik kendisi de First Order saldırısında neredeyse ölüyor. Star Wars filmlerinde ilk kez Leia’nın iletişim kurmak dışında Güç’ü etkin bir şekilde kullandığını görüyoruz ve zaten bu sayede kurtuluyor.

Filmin sonlarına doğru The Force Awakens’ta Ben Solo’nun tekrar aydınlığa döndürülebileceğine dair umut taşıyan Leia’nın artık bu umudunu da yitirdiğini görüyoruz. Sanırım dünya üzerinde olabilecek en zor şeylerden biri, bir annenin oğlundan umudu kesmesidir ancak Leia gururu bir kenara bırakıp gerçeği görüyor.

Bahsetmeden geçmek olmaz. Demiştik ya bu film Prensesimize veda filmi diye; Amilyn Holdo kendisine “May the force be with you, always.” dediğinde ve filmin sonunda Luke gelip, geçen filmde ölen Han Solo’nun Millenium Falcon’u kazandığı zarları kendisine verip ardından vedalaşırcasına Leia’nın alnından öptüğünde gözlerim doldu. Carrie Fisher öldüğünde The Last Jedi çekimlerini tamamlamıştı ve hikayesi değiştirilmedi. Tekrardan, senaristlerin içine mi doğmuş da kendisine böyle dokunaklı sahneler yazmışlar ya da öldüğünü bildiğim için ben mi bu sahnelere farklı anlam yükledim bilmiyorum ama izlerken içim acıdı.

Poe Dameron: The Force Awakens’ta kahramanlıklarıyla, müthiş pilotluk yetenekleriyle, hazırcevap ve espritüel kişiliğiyle tanıdığımız Poe bu filmde kendisinden beklenilebileceği üzere biraz da başına buyruk kişiliğiyle öne çıkıyor.

Leia başlığında da bahsettiğim üzere, Poe’nun başına buyruk kişiliği Direniş’in askeri gücünün önemli bir kısmının yok olmasına yol açıyor. Bu yüzden rütbesi düşürülen Poe, General Organa’nın da geçici olarak saf dışı kalması sonucu hiç güvenmediği Koramiral Amilyn Holdo’nun Direniş filosunun başına geçmesiyle Direniş içerisinde ufak çaplı bir isyan başlatıyor. Bir yandan Maz Kanata’nın önerisiyle Finn ve Rose’u Canto Bight’a gizli bir göreve gönderen Poe, diğer yandan da Holdo’nun bir planı olup olmadığını, bir hain olup olamayacağını sorguluyor.

Poe’nun karakterinin değişim göstermesinin nedeni de Finn’in karakterinin değişim göstermesiyle aynı. Başarısız olan görevleri sonucu Direniş yok olma noktasına gelince Poe da artık daha etkin bir lider olabilmek adına eski başına buyruk kişiliğinden vazgeçiyor ve Crait muharebesinde Direniş’in yok olmaması adına geri çekilme kararı verdiğini görüyoruz. Zaten filmin sonunda da Direniş’in liderliğinin kendisine geçtiğini Leia’nın “Bana ne bakıyorsunuz? Onu takip edin.” demesiyle anlıyoruz ve Poe, bayrağı Leia’dan devralmış oluyor.

Rey: The Force Awakens’da güçleri biraz abartılan Rey, bu filmde biraz daha dengelenmiş. Sıfır eğitimle mind trick yapmaya çalışmıyor ve Snoke gibi bir karanlık taraf ustasının karşısında gülünç duruma düşüyor. Her şeyden önce Rian Johnson’a bu konuda teşekkür etmek lazım.

Ancak Rey bu filmde belki de en az ilerletilen/geliştirilen karakter.

Rey’in hikayesi önceki filmin tam bıraktığı yerden devam ediyor. Anakin Skywalker’ın ışın kılıcını Luke’a uzatmasıyla birlikte Luke’un hiç de umduğu gibi biri çıkmadığını fark ediyor. Hem geri dönmesi hem de kendini eğitmesi için Luke’un peşinde koşup duruyor. Bu sırada Güç Ağacı’ndan gelen çağrı sonucu Luke’un dikkatini çekmeyi başarıyor. Kısa da olsa Luke’tan eğitim alıyor, Güç hakkında yanlış bildiği şeylerin doğrusunu öğreniyor.

Bu sırada Rey’in beklemediği bir şey oluyor ve Kylo Ren ile bağlantısını keşfediyor. Film boyunca Kylo ile Güç üzerinden gerçekleştirdikleri görüntülü aramalarda Ben Solo’nun içinde hala iyilik olduğunu seziyor ve tıpkı Luke’un Empire Strikes Back’te yaptığı gibi eğitimini yarıda kesip Ben Solo’yu aydınlığa geri döndürebilmek için Supremacy’e gidip Kylo Ren ve Snoke’la yüzleşiyor. Ama bu noktada yanıldığını anlıyor. Sezdiği gibi Kylo Ren’in içinde gerçekten iyilik yok. O sözde iyilik, Snoke’un önce Rey’e, sonra da son Jedi Luke Skywalker’a ulaşabilmek amacıyla Rey’in inanmasını sağladığı bir illüzyon.

Gerek Luke’un “Güç” eğitimi sırasında, gerek karanlık taraf mağarası sahnesinde gördüğümüz bir şey vardı. Rey, karanlık tarafa geçmeye çok müsait. Zaten film daha çıkmadan tartışılan en büyük konulardan biri de buydu. Rey karanlık tarafa geçecek mi geçmeyecek mi? Bunun cevabını The Last Jedi (en azından şimdilik) bize verdi. Her ne kadar Ahch-To adasında karanlığa meyilli gibi gözükse de Rey karanlık tarafa geçmeyecek. Snoke’u saf dışı bıraktıktan sonra tıpkı Darth Vader’ın Luke’a ve Padme’ye elini uzattığı gibi Kylo Ren de Rey’e elini uzattı ve “Bana katıl, birlikte galaksiyi yönetip yeni bir düzen getirelim” dedi. Ve Rey reddederek aydınlık tarafta kaldı.

Kylo Ren: Nam-ı diğer Ben Solo. The Force Awakens’ta bu karakter o kadar kötü yansıtıldı ki 2015 aralık ayından beri herkesin aklında Kylo Ren “dengesiz ergen” olarak yer etti. The Last Jedi’da ise Kylo Ren’in önceki filmde çizilen façası büyük oranda düzeltildi.

Evet, en başta Snoke tarafından “Sen sadece maske takan bir çocuksun, çıkar şu saçma sapan şeyi” denilerek ezildi ve dalga geçildi. Ama tam da bu noktadan sonra Kylo Ren, maskesini parçalayarak karakter gelişimini büyük oranda tamamladı. Film boyunca aydınlık emaresi gösterdiği tek bir nokta vardı o da annesini öldüremediği sahneydi. Bunun dışında her ne kadar “Geçmişi öldür, Sith’ler, Jedi’lar…” dese de yaptığı her hareket, attığı her adım gerçek bir Sith çırağına yakışacak nitelikteydi. Kendine bir çırak aradı ve Rey’i yanına çekebilmek için her şeyi yaptı, ustası Snoke’a ihanet edip öldürdü ve tüm gücü eline aldı, eski ustası Luke Skywalker’ı öldürebilmek için elinden gelen her şeyi yaptı ve sonunda hem Rey’i hem de kalan tüm Jedi’ları öldürmek için ant içti.

Ben Solo’nun neden karanlık tarafa geçtiğini hâlâ tam olarak biliyoruz diyemeyiz. Evet, Snoke aklını çeldi, evet ustası Luke Skywalker’ın onu öldürmek istediğini düşündü ancak bence Ben Solo’yu Kylo Ren yapan en önemli faktör dedesi Anakin Skywalker’da da olduğu gibi en güçlü olma hırsıydı. Bu, Ben Solo’nun en güçlü olduğu anlamına gelmiyor. Ama her ne yolla olursa olsun kendisinden güçlü olduğuna inandığı kişileri yok etmek için elinden geleni ardına koymayan bir karakter Ben Solo.

Bu filmde kendisinden güçlü olduğunu düşündüğü 2 kişi vardı. Biri Snoke, biri de Luke Skywalker. Birini ihanet ve aldatmayla öldürdü, diğerini de öldürebilmek için neredeyse tüm First Order cephanesini eski ustasının üzerine boşalttı. At-m6 ve At-at’ler Jedi bile olsa normalde bir insanı un ufak edecek seviyede cephaneyi Luke’a ateşlerken “Daha fazla!” diye bağırdığı sahnede hırsı ve öfkesi karanlık taraf yüzünden giderek daha da soluklaşan ve çürümeye başlayan suratından okunabiliyordu. İşte tam da bu yüzden Kylo Ren/Ben Solo karakteri Adam Driver tarafından inanılmaz iyi oynanmıştı. Hatta bana kalırsa Adam Driver, The Last Jedi’da en iyi performansı gösteren oyuncuydu.

Ve elbette en iyisini en sona sakladım.

Luke Skywalker…

Bir kere baştan anlaşalım, karakter hem kendi beklediğinden hem de bizim beklediğimizden çok farklı olsa da, bu karakteri en son 30 yıl önce oynamış olsa da Mark Hamill döktürmüş!

Luke, bu filmde gördüğümüz kadarıyla güç ile bağlantısını tamamen kesmiş. Galakside neler olup bittiğinden haberi yok. Ahch-To’da basit bir yaşam sürüyor. Balık avlıyor. Süt sağıyor. Kendisinin son Jedi olduğuna inanıyor ve geleneksel Jedi cübbesini giyerek eskinin Jedi’larına bir saygı duruşunda bulunurken bir yandan da ölmeyi bekliyor.

Ardından hiç beklemediği bir şey oluyor ve bir kız çıkagelip kendisine babasına ait olan ve bir dönem kendi kullandığı ışın kılıcını uzatıveriyor. Ama Luke’un umurunda değil. Çünkü sadece kendisinin son Jedi olduğuna inanmakla kalmıyor, kendisinin son Jedi olması gerektiğini düşünüyor. Jedi’ların son bulması gerektiğine inanıyor.

Neden?

Çünkü Luke, Return of The Jedi’dan sonra galaksinin dört bir yanına gitti ve Jedi tarihini araştırdı, öğrendi. Jedi’ların en güçlü oldukları dönemde kendi efsanelerine inandıklarını, kibirlerine yenik düşüp burunlarının dibindeki kötülüğü göremediklerini öğrendi. Yeni Jedi Akademisi’ni kurdu. Bildiklerini öğrencilerine aktarmak istedi. En güçlü öğrencisi ise yeğeni Ben Solo’ydu. Ancak bir gün genç Ben Solo’ya baktığında karanlığı gördü. Snoke’un onun yüreğine karanlığı çoktan yerleştirmiş olduğunu gördü ve bir anlık içgüdüyle ışın kılıcını açtı. Tam bu sırada Ben Solo uyanarak ustası Luke’u gördü ve korku içinde kendini savundu.

Peki ya sonra? Ben Solo, yeni Jedi Tapınağı’ndaki öğrencilerden kendisine katılanları yanına aldı (bkz: knights of ren), katılmayan öğrencilerin ise tamamını katletti. Tıpkı Anakin’in Order 66 sonrası Coruscant’taki Jedi Tapınağı katliamında yaptığı gibi.

Peki neden Luke, gözünün önündeki kötülüğün farkına her şey için çok geç olmadan varamadı?

Çünkü eski Jedi’lar hakkında öğrendiklerinden, onların hatalarından ders almamıştı. O Luke Skywalker’dı. Galaksinin gördüğü en korkutucu Sith olan babası Anakin Skywalker/Darth Vader’ı tekrar aydınlığa döndüren, Galaktik İmparatorluk’u yıkan, Yeni Jedi düzeninin kurucusu, galaksinin en kuvvetli güç kullanıcısı, yüce Skywalker kanını damarlarında taşıyan efsane jedi ustası Luke Skywalker! Çünkü Luke Skywalker kendi efsanesine inanmış, kendi kibrinden dolayı hata yapmayacağını düşünmüştü. Ve bu kibir sonucunda kendisi hayatta kalmasına rağmen onlarca genç Jedi adayı ölmüş, başta yeğeni Ben Solo olmak üzere belki bir o kadarı daha karanlık tarafa düşmüştü.

İşte tüm bu yaşadıklarının sonucunda Luke, hem eskinin Jedi’larının hem de kendisinin yaşadığı kibrin Jedi’ların zaafı olduğuna, bu zaafın ise tekrar tekrar galaksiye büyük zararlar verdiğine inandı. Çıkardığı sonuç ise açıktı. Öğrendikleri başka kimseye aktarılmamalı, kendisi son Jedi olmalı ve kendi ölümüyle birlikte Jedi’ların sonu gelmeli.

Ancak Luke’un hesaba katmadığı bir şey vardı, o da Güç’ün artık uyandığıydı. Güç, ne Luke’un, ne eski Jedi’ların, ne Sith’lerin, ne karanlık ne de aydınlık taraf kullanıcılarının tekelindeydi. Güç her yerde, herkeste, her şeyin içindeydi. Güç sadece belirli bir elit kesimin değil, en zengininden en fakirine, en önemlisinden en önemsizine herkesin, her şeyin içindeydi. Güç dengeydi ve bozulmaya başlayan dengeyi tekrar kurabilmek adına uyanmıştı.

Luke’un yapması gereken şey Jedi’ların sona ermesini sağlamak değildi (Zaten istese de Jedi’ların sonu gelmeyecekti), aksine geçmişte yapılan doğruları ve özellikle yanlışları tüm açıklığıyla tekrar uyanan Güç’ün yeni temsilcilerine aktarmak, onlara öğretmenlik yapmaktı. Buna, Güç’ün kendisine getirdiği Rey’den başlayacaktı. Rey yaşamalıydı. Rey’in yaşayabilmesi için de Direniş yaşamalıydı.

Bu yüzden Luke, Direniş’in yardıma en çok ihtiyaç duyduğu anda Crait’te göründü. Başlarda Rey’e “Ne yapacağımı sanıyorsun? Lazer kılıcımı alıp tüm First Order’ın karşısına mı çıkacağım?” diye sormuştu. Tam olarak bunu yaptı. Eski öğrencisi olan Kylo Ren’le karşılaştı. Kylo onu yendiğini sandı ama aslında karşısındaki Luke değildi. Luke galaksinin diğer ucundaydı. Ahch-To’dan hiç ayrılmamış, kendi görüntüsünü Crait’e yansıtmış ve Direniş’e kaçmaları için zaman kazandırmıştı. Jedi ustası, hâlâ eski öğrencisine ders vermeye devam ediyordu.

Ahch-To’ya tekrar geri döndüğümüzde Luke bitkin ancak huzurluydu. Efsane Luke Skywalker, efsanesini daha da büyütmüş; Direniş’in aradığı First Order’ı yakıp kül edecek ateşi başlatan kıvılcım olmuştu. Her zamanki gibi ufka bakıyordu. Tıpkı a New Hope’taki gibi çift güneşli gün batımına bakarken Güç’e karıştı ve Luke Skywalker’ın Star Wars galaksisinde tam 40 yıl önce başlayan hikayesi son buldu.

Karakterleri de anlattığımıza göre gelelim sorulara ve eleştirilere.

  • Filmin hiç mi kusuru yok?

– Olmaz olur mu? Bir kere Canto Bight sahnelerini hiç sevmedim. Dekorlar, binaların tasarımı, karakterler The Phantom Menace’a, yaratık tasarımları (Fathier’lar) ve müzikler de Star Wars’tan çok Harry Potter filminden fırlamışa benziyordu.

– Snoke’un geçmişi hakkında herhangi bir bilgi verilmemesini anlayabiliyorum. Sonuçta ana kötü gibi yansıtmış olsalar da çok önemli bir karakter olduğu hakkında bir bilgi veya ipucu yoktu. Bu sadece bizim varsayımımızdı. Ama Rey’in ailesi hakkında “Onlar sıradan, önemsiz insanlardı. içki parası için seni sattılar, şimdi de jakku’da mezardalar” demek saçmalık. Yanlış anlamayın, benim karşı çıktığım şey Rey’in ailesinin sıradan insanlar olması değil. Ama Snoke’un önemli olmasının tamamen bizim bakış açımız olmasının aksine Rey’in ailesinin önemli olduğu The Force Awakens’ta gözümüze sokuldu. Hatta içki parası için Rey’i satıp sonrasında Jakku’da ölmüş olamazlar çünkü ilk filmde Rey’i Unkar Plutt’a sattıktan hemen sonra bir gemiyle Jakku’yu terk ettiklerini gördük. Hadi seni satıp Jakku’yu terk ettiler dese bir nebze anlarım. Bu yüzden bence bu, Kylo Ren’in Rey’e kendini değersiz hissettirip, bak yalnız değilsin, ben sana değer veriyorum mesajı vererek kendi yanına çekmek için söylediği bir yalandı. Ayrıca ben hala ilk filmde Maz Kanata’nın “Bu ışın kılıcı Luke’undu, ondan önce de babasının, şimdi ise seni çağırıyor” demesinin açık açık Rey’in bir Skywalker olduğuna işaret ettiğine inanıyorum.

– Maz Kanata demişken, allaseniz ne gerek vardı Maz’ın o sahnesine? Hadi diyelim Maz Kanata’yı filme dahil ettiniz. Bari Poe değil de Finn’le konuşsun. Poe ile Maz birbirini tanımıyor ki. Nasıl oluyor da Poe’nun aklına “Maz’ı arayayım, o ne yapacağımızı bilir” gibi bir fikir gelebiliyor?

– Son olarak da en sondaki Rey ve Poe’nun tanışması var. Poe Dameron ve Rey, The Force Awakens’ın kitabında zaten tanıştılar. Madem bu kitaplar canon olarak kabul ediliyor, o zaman neden The Last Jedi’ın sonunda ilk kez karşılaşıyorlarmış gibi yansıtıyorsunuz? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

  • Bu yeni yetme Rey nasıl oluyor da doğru düzgün eğitim almadan tüm bunları yapabiliyor?

– Tüm bunlar derken? Rey’in karakter bölümünde ne demiştim? The Force Awakens’taki gibi saçma sapan güç kullanmıyor. The Last Jedi’da kullandığı en baba güç filmin sonunda taşları kaldırmak oldu. Onu da yapacak kadar eğitim almıştır herhalde Luke’tan. Bunun dışında Luke’la karşılaştığında Luke bunu rezil etti. Snoke’la karşılaştığında Snoke bunu rezil etti. Snoke’un korumaları zaten güç kullanmıyor, o yüzden o karşılaşma adil bile değildi. Bence bu filmde Rey’in güçleri gayet azaltılmış ve bu çok da iyi olmuş. tabi tüm bunlar ilk filmde mind trick kullandığı gerçeğini unutturmayacak ama bu da J.J. Abrams’ın ayıbı olarak kalsın.

  • Leia nasıl ölmedi? Hiçbir güç eğitimi olmadan nasıl Güç’ü kullandı?

– Öncelikle Leia’nın güç eğitimi olmadığını nereden biliyoruz? Bilmiyoruz. Ben söyleyeyim, Leia, Luke’un ilk öğrencisiydi. Ancak daha sonra Jedi olmak yerine bir senatör olarak daha yararlı olacağına inandığı için eğitimine devam etmedi. (kaynak: star wars the last jedi visual dictionary)

– Leia’nın mâlum sahnede kullandığı 2 güç var. Birincisi Force Pull -ki uzay boşluğunda olduğu için en ufak bir çekim gücü bile kendisini gemiye geri götürmeye yetecektir. İkincisi de kendisini zar zor da olsa hayatta tutan, daha önce görmediğimiz bir güç. Leia da bir Skywalker sonuçta. Bırakın da o kadar güç kullanabiliyor olsun.

  • Kylo Ren tekrar aydınlığa döndürülebilir mi?

Bence hayır. Bu film boyunca neleri gördük bir düşünelim:

– Rey’in sezdiği, Kylo’nun içinde var olduğunu düşündüğü aydınlığın aslında Snoke’un bir illüzyonu olduğu,
– Kylo’nun gerçek bir Sith gibi ustasını öldürüp gücü eline alması,
– Yoda’nın Luke’a “Ben Solo’yu kaybettin.” demesi,
– Luke’un Leia’ya “O’nu kurtaramam.” demesi,
– Leia’nın yani annesinin de “Oğlum artık gitti.” demesi

  • Peki Ben Solo’nun tekrar aydınlığa dönebileceğinin işaretleri hiç mi yoktu?

– Lanet olsun ki vardı. Leia’yı öldürememesi büyük bir aydınlık işaretiydi. Luke’un en son sözlerinin “Öfkenle beni öldürürsen her zaman yanında olacağım, tıpkı baban gibi” ve ardından “Sonra görüşürüz, evlat” demesi. ve en önemlisi Leia “Oğlum artık gitti” dedikten sonra Luke’un “Kimse gerçekten gitmiş sayılmaz.” demesi de hala Ben Solo’nun aydınlığa dönebileceğine dair filmden işaretler. Ama umarım dönmez.

  • Sondaki süpürgeli çocuk neydi?

– O çocuk, Güç’ün gerçekten uyandığına ve galaksinin dört bir yanında, her ne kadar sıradan olursa olsun herkesin içinde Güç’ün olabileceğine dair bir göndermeydi. Umudun yeniden alevlendiğini anlatıyordu. Gelecekteki filmlerde o çocuk olabilir mi? Belki olabilir ama o sahnenin daha çok bir metafor olarak filmde yer aldığını düşünüyorum.

  • Bir sonraki filmde ne olur?

– Elbette bunu net bir şekilde bilmenin yolu yok. J. J. Abrams, birkaç gün önce Bob Iger’a ilk taslağı sundu. Ama bir şeyden eminim, The Last Jedi’ın The Force Awakens’ın hemen bıraktığı yerden başlaması bir istisnaydı. Ana Star Wars filmleri arasında böyle bir olay hiç yok. Genelde iki film arasında en az bir veya birkaç yıl olur. Bu sefer de öyle olacaktır. Direniş biraz güç toplar. Rey, Luke tarafından eğitilmiş olur ve muhtemelen yeni bir ışın kılıcına sahip olur. Hatta ben bu ışın kılıcının Darth Maul’un ışın kılıcına benzer bir şekilde çift taraflı olacağını düşünüyorum. Sonuçta iki filmdir Rey’in sopasını ve sopayı kullanmada ne kadar usta olduğunu boşuna göstermiyorlar.

  • Rey hiç ışın kılıcı eğitimi almamış olmasına rağmen ışın kılıcını nasıl bu kadar iyi kullanıyor?

– Bunun cevabını aslında kısmen de olsa bir önceki soruda vermiş oldum. Rey hemen hemen tüm hayatı boyunca o sopayı kullandı. The Force Awakens’ta Unkar Plutt’ın adamlarını nasıl haşat ettiğini, Finn’i nasıl tek hamlede yere indirdiğini gördük. Kendisi dövüşmeye bu kadar da uzak olan bir karakter değil.

  • Yoda, Force Tree’ye yıldırım yağdırdı. Artık Force Ghost’lar fiziksel dünyaya etki edebiliyor mu yani?

– Evet, edebiliyorlar ve bu ilk kez gerçekleşen bir şey değil. Return of The Jedi’daki şu sahneyi hatırladınız mı? Bakın Obi-Wan nasıl da Force Ghost olarak gelirken çalılar hareket ediyor. Hadi diyelim bu bir çekim hatası. Peki nasıl sonrasında devrilmiş ağaç gövdesine oturuyor? Hmm?

  • Ama Jedi eğitimi bebeklikten başlayan, yıllarca süren bir eğitim. Nasıl oluyor da bu yeni yetme Rey Güç’ü böyle kullanıyor?

– Jedi eğitiminin çok küçük yaşlarda başlamasını Revenge of the Sith’ten itibaren geride bıraktık. Ne yazık ki Eski Cumhuriyet zamanlarında olduğu gibi etraf Force Sensitive çocukları bulup eğitebilecek Jedi ustası kaynamıyor. Ayrıca Luke, eğitimine başladığında 19 yaşındaydı. Rey de The Last Jedi’da eğitimine başladığında 19 yaşında. Yani çok da ters bir durum yok ortada. Ayrıca A New Hope ve Return of The Jedi arasında kronolojik olarak 4 sene var. Benim tahminim The Last Jedi ile episode ix arasında en az 5 sene olacağı yönünde. Episode ix’da Rey’i Güç’e çok daha hakim biri olarak görürsek şaşırmayın derim.

  • Madem Snoke o kadar güçlü, Kylo’nun kendisini öldüreceğini nasıl anlamadı?
    Bunun iki ana nedeni var:

1. Klasik Sith kendini beğenmişliği. Kendinden, güçlerinden ve öngörü yeteneğinden o kadar emin ki yanılabileceğini düşünmüyor bile.

2. Kylo’nun kurnazlığı. Snoke ne diyordu? “Evet. Işın kılıcını çevirip gerçek düşmanına saldırdığını görüyorum.” Peki Kylo ne yapıyordu? Bir yandan ışın kılıcını Rey’e çevirirken diğer yandan da Anakin’in ışın kılıcını Snoke’a çeviriyordu. Snoke eşek kadar ışın kılıcının döndüğünü duymadı mı? Yaşlı adam, kulakları ağır işitiyordur belki, üstüne varmayın.

  • Koskoca Luke nasıl olur da Rey’den korkar? Darth Vader’ı döndüren adam nasıl Ben Solo’dan umudunu keser? İyilik timsali tanıdığımız Luke nasıl küçücük çocuğu uykusunda öldürmeye teşebbüs eder? 

– Buna vereceğim cevap çok net aslında. Tıpkı Luke gibi, tıpkı galakside yaşayan herkes gibi siz de kendinizi Luke’un efsanesine kaptırmışsınız ve Luke’u olmadığı biri gibi görüyorsunuz.

– Luke hiçbir zaman iyilik timsali, mükemmel bir karakter olmadı. Evet, cesur bir karakterdi ama içinde korkuyu ve karanlığı da her zaman için barındırdı. hatta Poe gibi biraz başına buyruk bir karakterdi. Örnek mi? Empire Strikes Back’te hem Yoda hem Obi-Wan’ın uyarılarına kulak asmayıp, hazır olmamasına rağmen Vader’ın karşısına çıkması ve bunun sağ eline mâl olması. Return of The Jedi’da Jabba’nın sarayına girmek için Force Choke kullanması. Ve en büyük örnek olarak yine Return of The Jedi’ın sonunda Darth Vader “Sen karanlık tarafa dönmezsen, belki kız kardeşin döner” diyince içindeki tüm öfkeyle Darth Vader’ın canına okuması ve önce sağ kolunu kesip sonra da neredeyse öldürmesi. Hatta bence o sahnede Darth Sidious boşboğazlık edip vırvır konuşmasa Vader’ı öldürüp karanlık tarafa geçecekti. Buyrun kendiniz tekrardan izleyin: sahne 1, sahne 2

Yazan: Ekşi Sözlük’ten mridul‘un izniyle yayınlanmıştır.

 

Yorumunuz:

Free WordPress Themes - Download High-quality Templates